Filler tepişirken çimler ezilirmiş. Peki biz ormanda mı yaşıyoruz? Orman kanunlarına göre siyaset yapanlar bilsinler ki, insanı yaşatan siyaset anlayışı için seferberlik lazımdır. Bunun için ilk olarak yapılması gereken, "kaynakların kısıtlı, insanların arzuları sınırsız" anlayışının değişmesidir. Kaynaklar sınırsız değil, insanların ihtiyacını karşılayacak kadar kaynağımız var ama adil bölüşüm söz konusu değil. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, "neden sınırsız insan arzularına göre bir yaşam anlayışı edinelim ki?" sorusudur.
İhtiyaçlar dizginlenebilir. Kapitalist düzen, hızla küçülen dünyada yaşayan bizleri biz olmaktan yani insan olmaktan çıkarmamalı. Dünya küçülürken insan yücelmeli. İhtiyaçlar dizginlenebilir demiştim. Bu dizginleme, insanın ahlaki yönden gelişimi ve eğitimi ile olur. Şuanki şartlara bakıldığında,ahlaki yönden gelişmiş, maneviyatı kuvvetli bireyler bile küreselleşen dünya ile büyük bir beyin savaşı vermektedir.
İhtiyaçların sınırlı, İhtirasların sınırsız olduğu bu dünyada asıl olan, iradeyi aşan ve insanın isteme, duyma, düşünme gücüne egemen olan ihtiraslar ile gerçek ihtiyaçlarının karıştırılmamasıdır.
Bizler fillerin tepişmesini izlemekten ziyade, kendi siyasi, sosyo-kültürel yaşamımızı ve en başta kanaat anlayışımızı geliştirmeliyiz. Bütün ekonomik gücümüzü batıya aktararak neyi, nasıl hedefleyeceğiz bilemiyorum. Küreselleşen dünyada gözümüzü kapatalım demiyorum. Demek istediğim, ihtiyaçlarımızı bildiğimizi halde halen bitmek tükenmek bilmeyen bu aşırı arzuları neden engelleyemiyoruz. Neden insan geliştirmenin, eğitmenin önemine daha fazla varmıyoruz.
Tepemizdeki fillerin dans etmesini izleyip onlardan yana olmak kimseyi kurtarmayacaktır.